Eskiden böyle havalarda çocuk parklarındaki kaydırakların üstündeki plastik kulübelerde bira içerdik. Parkları ve biraları elimizden aldılar lakin zincirleme isim tamlamaları hala bizim. Sahip olmakla avunduğum şeyler giderek azalıyor ve tuhaflaşıyor. Edatlara, zamirlere kadar düşeceğim çünkü sıfatları da kaybetmeme az kaldı. Yüklemleri yüklenmeyi bırakalı çok olmuştu zaten. Akşamlara bahar kokusu geldi, bunu da alamazlar, hala bizim.
Kendime her gün sorup yanıt bulamadığım sorular var. Mesela: İrademden mi yoksa parasızlıktan mı içki içmiyorum? Galiba bazen her ikisinden, çoğu zaman da sadece birinden ötürü. Mesela: Travmaların etkisi altında mı insanlar, yoksa travmalarının arkasına mı gizleniyorlar? Cevabın bir önemi var mı? Benim için var. Ne demiştik, bazen yolculuğun kendisi varış yerinden daha çok anlam ifade eder.
Kimseye anlatılamayan şeyler de var. Öyle büyük hikayeler ya da hayatın yönünü değiştiren travmalar değil. Küçük hikayeler, basit şeyler. Birini karşına alıp “Özledim” diyememek gibi. Duyacağın cevap belli. Özleyip de arayamadığı onlarca insan, kimseye anlatamadığı onlarca küçük hikayeye rağmen “Ara o zaman” diyecek. Kendi de biliyor o kadar kolay olmadığını, maksat adet yerini bulsun. Geceleyin Küçükpark’ta yürürken yanındakine “Şu sokakta öpüşmüştük ilk kez, yağmur yağıyordu.” diyememek gibi. Bir şehrin her sokağında anımsandığında hüzün veren bir anınız varsa çekip gitme zamanınız gelmiş demektir. Ama ilginç bir şekilde bu anılar sizi o şehre daha çok bağlar. Hiç bir sokağında bir şeyleri anımsayıp hüzünlenemeyeceğim bir yere gitmek ne korkunçtur ?
Bazen kendi yazdıklarım ile kavga diyorum. Eski halimle. Kimse kazanamaz. Ya ben artık yeteri kadar çevik değilim ya da hatıralar yeteri kadar vicdanlı değiller. Acımadan vuruyor namussuzlar.
Bana çok yalan söylediler. Bazılarının yalan olduğunu söyleyen bile söylediği an fark etmezdi. Doğru olduğuna inanmıştı. Ben fark ediyordum ama bozuntuya vermiyordum çünkü kandırılmaya ihtiyacım vardı. Sonradan onların bazıları da söylediği bazı yalanları fark etti. Herkes kişisel tarihini vicdanını rahatlatacak şekilde baştan yazar. Bu da bol bol yalan gerektirir. Bu tarih yazımı esnasında herkes kendine birtakım yalanlar söyler. Bazen tutarsızlık dediğimiz şey, insanın vicdanını rahatlatmak için kendine söylediği bu yalanların birbirleri ile çelişmesidir. Herkesin “iyilerden” olduğuna inanmaya ihtiyacı vardır. Zaten insanın kendini kandırmasının tarihi de bu “iyi insan” olduğuna inanma ihtiyacının tarihidir.
İlk Yorumu Siz Yapın