Ömrümün en güzel günleri, hep mi Eylül? Karanlıkta kaybolan cümleler, büyük vazgeçişler, hep geri dönüşler, hep Eylül? Aynı yollar, kaldırımlar, fısıldanan küfürler, açık tekel bayileri, sadece 30 yaş üstü insanların doldurduğu kalabalık ara sokak çorbacıları?
Anahtarlar, zor açılan kapılar, sarhoş gözlerime baktığım asansör aynası, geride bıraktığım sekiz sene; sekiz sene, yedi gün, altı patlar, beş benzemez, dört köşe, üç silahşör, iki ilişki, tek ben, cidden hep mi Eylül?
Başak burcu, başak saçlı, başak tenli kadınlar; arpa suyu, buğday birası, serin Eylül akşamları. Hastalık havası, yürürken terlemiş sırta vuran rüzgar…
16 sene önce içilen ilk bira, 15 sene önce ilk aşk, 14 sene önce ilk hayal kırıklığı, 13 sene önce ilk özgürlük, 12 sene önce ikinci aşk, 11 sene önce ikinci hayal kırıklığı, 10 sene önce Prag, 9 sene önce o zamana kadar ki en iyi seks, 8 sene önce silahlı kuvvetler, 7 sene önce ilk iş, 6 sene önce sevgiliyle ilk tatil, 5 sene önce ilk kamp, 4 sene önce ilk İstanbul, 3 sene önce istifa, 2 sene önce Datça, 1 sene önce doğum günü, bu sene unutuluş. Hep Eylül.
Tutulamayan, tutunamayan sözler lanet olsun hep Eylül…
İlk Yorumu Siz Yapın