Güneşli bir İzmir sonbaharı, günlerden Cumartesi, vakit öğleden sonra. Kıbrıs Şehitleri’nin ara sokaklarında ziftlenecek bir yer arıyorum. Güneşe aldanıp tişörtle çıkanlar, üzerine kalın bir şey almayanlar ve günü dışarıda o şekilde geceye bağlayacak olanlar yarın sabah hasta olacaklar. 28 senede 27 sonbahar gördüm bu şehirde ve en az 15 defa üşütmüş olarak uyandığım Pazar sabahlarım oldu. Artık bu mevsimde ceketsiz çıkmama riskini almak için fazla yaşlıyım. Korkaklık, cesaret ve tecrübe arasında hem bağ hem de sınır olan o ince çizgi.
Bir aşağı bir yukarı yürüdükten sonra, Doğa Cafe’nin sokağındaki yerlerden birine oturdum. Bir Tuborg istedim. Seramik bardakta bira ile birlikte fıstık ve yeşil zeytin getirdiler. Biranın yanında yeşil zeytine bu adamlar alıştırdı beni.
Biramı yudumlamaya başlamışken, gözlerim hizamdaki masaya takıldı. Kare şeklindeki masanın bir kenarında bana sırtı dönük siyah saçlı, esmer tenli bir oğlan, oğlanın oturduğu kenarla soldan birleşen kenarda da buğday tenli sarı saçlı bir kız oturuyordu. Bir Cumartesi günü hemen hemen her yerde görülebilecek sıradan bir çift. Gerçi hiçbir çift sıradan değildir de, neyse.
Benim gözümün takıldığı, dikkatimi cezbeden nokta masanın geometrisi veya şahısların fiziksel özelliklerinden ziyade kızın oğlana bakışlarıydı. Adamın sırtı dönük olduğu için göremiyordum ama kız arkadaşının gözleri menzilimdeydi.
Bakışlarını gördüm. Biliyordum bu bakışları. Bir kişi tarafından vaktinde bana da böyle bakılmıştı oradan aşinaydım. Seven, değer veren bir insanın bakışları. Gerçekten seven kadınlar sadece adamların gözlerine bakmazlar. Bir kadın, bir sohbet veya başka bir anın bütününde bir adamın sadece gözlerine bakıyorsa , orada bir sahtekarlık vardır. Özür dilerim, kadınlar ile sınırlamamak lazım. Gerçekten seven insanlar yavaş yavaş, uzun uzun ve sırayla her santimetrekarede gezdirirler gözlerini sevdiklerinin yüzünde. Ve öperken yanaklarından, gözlerini kaparlar, bir elleriyle de çenelerinden veya yanaklarının altından tutarlar hafifçe. Biliyorum çünkü bana da olmuştu vaktiyle. Ben de yapmıştım vaktiyle.
İlk Yorumu Siz Yapın