Sınav dönemlerinde sınavlara çalışmak dışında her şeyi yaptığımız güzel zamanlara ait bir geceydi. O zamanlar MSN vardı. Bizim neslin Whatsapp’ı, ama Whatsapp kadar mobilize ve pratik değildi elbet. Hakkını vererek kullanmak için dizüstü ya da masaüstü bir bilgisayar üzerinden kullanmak gerektiği için hepimiz kambur kaldık. Bir alt nesil boynumuzun büküklüğünün sebebini başka yerde aramasın, bu yüzdendir.
O zamanlar haftada bir ‘’Selvi Boylum Al Yazmalım’’ izleyip, izlerken de kırmızı şarap, mümkünse Güzel Marmara, içmek gibi bir huy edinmiştim. O vakitler, filmdeki ‘’Cemşit’’ karakteri ile kendimi özdeşleştirdiğini anımsıyorum. Bu özdeşleştirmeden haberleri olsa ve üzerine, aradan geçen onca senede yaptıklarımı ve şu an dönüştüğüm insanı görseler sırasıyla önce mezarlarından kalkıp Cengiz Aymatov ve Atıf Yılmaz, ardından da Ahmet Mekin gelip bana bir temiz sopa çekerlerdi, en arkadan da muhtemelen Türkan Şoray gelip suratıma bir güzel tükürürdü.
Sınavlara çalışmak dışında her şeyi yaptığım, en sonunda da yine filmi izleyip kafayı çektiğim bir gecenin kapanışında o zamanlar ki suç ortağım ile MSN’de kaynatıyoruz. Gerçi kendisi ile hala her bir araya gelişimizde yaşımıza başımıza yakışmayacak hallere bürünüyoruz ya, o yüzden ‘’o zamanlar ki’’ kelamını geride bıraktığım cümlede tutmak pek doğru olmayabilir. Olsun, kalsın.
Yirmili yaşlarının ilk yarısındaki herhangi iki erkeğin herhangi bir sohbetinde olduğu gibi konu yine kadınlara gelmişti. Bir saat kadar hazırlık paslarıyla top çevirip muhabbeti ısıttıktan sonra bana tanıdığım ‘’En Mükemmel Üçüncü Kadın’ı’’ sormuştu. Kurduğu cümle hala aklımda:
‘’ Bir ilişki denemeyi düşünmez misin ? Çok tatlı bir çift olursunuz ? ‘’
Şimdi aynı soruyu herhangi bir kadın için sorsa cevabım ‘’Benim bir parçası olduğum hiçbir hikaye tatlı olamaz ! ‘’ benzeri artistik bir şey olurdu.
O zamanlar ise bunu isterdim elbet, belki düşünürdüm de ama cesaret edemezdim. Karşı cinsle ilişkilerimizde güvensiz olduğum(uz) zamanlardı. Bir kadın ile arkadaş olduktan sonra o arkadaşlık ilişkisinin adını değiştirmeye yönelik eylemleri ve hatta düşünceleri bile ayıp sayıyorduk. Nice hikayeler böylece daha yazılamadan gömüldü gitti. Bizim güzel ‘’arkadaşlarımızı’’ da bizden daha cesaretli çocuklar ellerinden tutup götürdüler.
İsterdim elbet o zamanlar bir şeyler olsun ama kesin bir şekilde ‘’Hayır’’ cevabı verdim, arkadaşım da bir daha hiç bu konu ile ilgili bir şey sormadı. Seneler sonra öğrendim ki mevzu bahis kadın, arkadaşımdan benim ağzımı yoklamasını istemiş. Yazılmadan biten hikaye…
Eğer o zamanlar g.tüm yeseydi belki çok güzel bir ilişkimiz olabilirdi. Belki de her şey bombok olurdu ve biz birbirimizin yüzüne bile bakamıyor olurduk şu an. Belki hayat şu an olduğundan daha güzel, belki çok daha kötü olurdu, belki ben şu an olduğumdan daha iyi belki daha kötü bir adam olurdum bunları asla bilemem. Ama bildiğim tek bir şey var o da şu; her ne kadar zor olsa da hala birlikte olsaydık da, ya da ilişkimiz geçen seneler içinde sonlansaydı da hem şu anki hayatım, hem de ben şimdikinden farklı olurduk çünkü o geçtiği, dokunduğu her yerde iz bırakan bir kadındı. Hala da öyle olduğunu görüyorum. Ben vaktinde o adımı atmadım ve onun başkalarının hayatlarında bıraktığı izleri uzaktan izledim. Kadın şimdi evli, herkes kendi hayatlarına döndü, bazen haberleşiyoruz. Ve hayır, o gece ağzımı yoklayan arkadaşımla evli değil. Eğer öyle olsaydı buraya bunu yazmazdık herhalde ! Bizim de bir şeyimiz (neyimiz ? ) var !
Bir dört yol ağzında, aniden ana yola çıkan bir kamyonla çarpışmaktan son anda kurtulan bir şoförün kuracağı cümle muhtemelen şöyle bir şey olur: ‘’ Az daha hızlı gidiyor olsam vuracaktık ! ‘’
Kısmen doğru, çoğunlukla yanlış …
Eğer yol boyunca daha hızlı gidiyor olsaydı söz konusu şoför, söz konusu kamyon ile o kavşakta hiç karşılaşmadan geçip gidecekti. Belki iki sonraki kavşakta kaza yapıp ölecekti, belki polis aşırı hızdan ceza yazacaktı belki de halasına olması gerekenden beş dakika erken varıp az önce kalkan dayısı ile karşılaşacaktı. Ya da tüm yolu daha yavaş gitmiş olsaydı da başına benzer bir takım alternatif hadiseler gelecekti. Şoför bunları hiçbir zaman öğrenemeyecek, çünkü daha hızlı ya da daha yavaş gitmedi. Kırk beş dakika önce, sekiz dakika süren bir ihtiyaç molası verdi ve o kavşakta o vakitte buluştular kamyon ile. Ve evet, yolun son iki yüz metresini daha hızlı gitseydi kaza yapacaktı. Ama şoför o son iki yüz metreye gelene kadar yaptıklarını ya da yapmadıklarını düşünmedi. Şoför, kamyonun sürücüsünün de yola çıktığı andan itibaren geçen on üç saat boyunca yaptıklarına kafa yormamıştır muhtemelen. Hep böyle olur, hep maçın sonu, koşunun son metreleri kısacası hikayenin hangi hadise ile bittiği hatırlanır. Belki böylesi de daha iyidir, çünkü olaylar arasında sürekli bir kelebek etkisi ilişkisi kurarak yaşamaya çalışmak insanı delirtebilir.
O gece dostuma ‘’Hayır’’ derken kafamda ön cephede bana çatır çatır saydıran sebep, kadın ile olan güzel arkadaşlığımızdı elbet. Cephe gerisinden destek veren topçular kadının bir önceki erkek arkadaşı ile bir yerlerden tanışıklığımı üzerime yolluyor, hava kuvvetleri de o zamanki maddi durumumun boktanlığını halı bombardımanı yapıyordu tabi ki de. Ama ben de o zamanlar, tanıştığımız vakit bizi o günkü biz yapan ve dahası arkadaş olmamızı sağlayan geçmiş tecrübelerimizin, vaktinde yaptıklarımızın ya da veremediğimiz kararların o an bana ‘’Hayır’’ dedirten etkenler olduğunu idrak edememiştim. Ha, şimdi idrak ediyorum diye başım göğe ermedi, ya da biri şimdi kapıdan elinde bir madalya ya da plaket ile girmeyecek ( olsa altıma s.çarım o ayrı) ya da arkadaşım kocasını boşayıp bana koşmayacak (ki yapmasın zaten !). Anlatmaya çalıştığım ve muhtemelen dakikalardır bir türlü anlatamadığım şey hayatın ve tüm varlıklarla içinde bulunduğumuz etkileşimlerin aslında göründüğünden daha büyülü olduğu. Bugün yaptığımız ya da yapmadığımız o ufacık eylem, seneler sonra bize devasa bir tepki olarak dönecek. Ha diyebilirsiniz, ‘’Bre p.zevenk bu kadar dakikadır bunu okuyacağımızı bileydik, ‘Kelebek Etkisi’ izlerdik’’ diye, kesinlikle büyük saygı duyarım. Ama burası benim çöplüğüm ! Server parasını ben veriyorum, istediğimi yazarım !
Velhasıl kelam şimdi olduğum insanın oluşmasında hayatımdaki tüm etkileşimlerin olduğu gibi, bu arkadaşımla arkadaş kalmamızın da, diğer tüm yarım kalan ya da hiç başlamamış hikayelerin de bir etkisi vardır tabi ki. İyi mi oldu, kötü mü oldu asla bilemem ama benim hissiyatım böyle daha güzel olduğu yönünde. Bir de Allah muhafaza işler yolunda giderdi falan, biz evlenirdik bana parkta şarap içirmezdi. Sen şimdi diyebilirsin ‘’Belki o zaman parkta şarap içmeye ihtiyacın olmazdı ? diye.
Yapma !
İçime Polyanna, cebime Bill Gates kaçsa da, parkta şarap içmeye daima gereksinim vardır !
İlk Yorumu Siz Yapın