Son ay geldi ve sonbaharı yolcu etti sessizce. Gelişi de, yol verişi de sessizdir, böyle sever. En uzun geceyi barındırır bünyesinde çünkü. Sessizlik gecenin karakterinde var, Aralık’a da bulaşmış. Ben severim kendisini. Bir yamuğunu görmedim. Diğer aylara nazaran elle tutulur tek faydası, parklarda şarap içilen gecelere kattığı atmosfer olmasına rağmen yine de takdir ederim. Kışı sevdiğim için severim kendisini bir kere, kışın başlangıcını haber ettiği için.
Biz, meyhanelerin tuvalete en yakın masalarında tek başına, en fazla iki kişi oturan adamlar, hep bir şeyleri bekleriz. İzmir’e kar yağmaz, kar bekleriz. Ortasına düştüğümüz büyük boşlukların içinde bir şeylerin olmasını bekleriz. Sarhoşsak ve yalnız değilsek, dostun ‘’Bir ufak daha içer miyiz ?’’ teklifini bekleriz. Dosttan teklif gelmez ise, biz sorarız. Yalnızsak sonunu düşünmeyiz, içeriz. Daha önce birileri hayat ve sarhoşluk bağlantısının üstüne sayfalarca yazmış olabilir ama benim gördüğüm en büyük benzerlik budur; sarhoşa içkinin asla yetmemesi gibi, yaşayana da elindeki mutluluk yetmez, hep daha fazlasını bekleriz.
Efecan yazmıştı, bugün sordum kimin lafı diye hatırlayamadı. İnternetten baktım, çıkmadı. İnsanların kaçtıkları kavgaların izlerini taşıdığını söylüyordu o güzel vecize. Katıldım. Çoktan bitenler değil de, bitmemiş ve bir şekilde yarım kalmış hikayeleri, nokta konan değil, sonu gelmemiş sohbetleri, yanındaki değil uzaktaki insanları anıyor içinde sürekli insan. Ve az önce bitirdiğin 70’lik değil, yetmemişlik yakıyor insanın içini.
Bir kış gecesi, hafta içi, Karşıyaka’nın boş ara sokaklarında, sarhoş, bir şeylerin artık, ve belki de hiç, yetmediğinin, çok şeye yetişemediğinin bilincinde, odadaki antika ahşap dolabın alt rafındaki yarım şişe rakıya ulaşma çabanın asla takdir edilmeyeceğinin farkında olarak, ama yine de bunun için çabalayarak, kazandığın ve kaybettiğin kavgaları değil de girişmekten korktuğun kavgaları düşünerek yürürken, gelecek ile alakalı tek planın ertesi gün haşır neşir olacağın rakı şişesi iken, ve aynı zamanda; ömründe bir tane bile sigara içmeiğin halde nasıl bu kadar keskin sigara koktuğuna şaşırarak kahkaha atıyorsan problem sende değildir. Muhtemelen dünyanın dönüşüyle olmasa da, işleyişi ile alakalı kadim bir sıkıntı mevcut.
Yolu tüketirsin, dolaba ulaşırsın, iş değiştireceği için fiyatları yarıya çektiğini iddia eden bir züccaciyeden iki liraya aldığın ve daha önce içinde 68 duble rakı içilmiş ama asla yıkanmamış kadehe 69. dubleyi doldururken kafanı tavana kaldırırsın, yıldızları göremezsin. Duygusuz duvar ustaları ve boyacılar artık tavanlarda nokta da bırakmıyorlar ki hayal kuralım. Arkadan gelen neslin bu kadar vurdumduymaz ve materyalist olması bence tamamen gelişen inşaat teknolojisinin ve bu yeni düzene ayak uyduran duvar ustalarının ve boyacılarının suçu. Tavanlar dümdüz, 35’lik rakı 50 lira, mesailer 10 saat. Nasıl, nerede, ne ara hayal kuracağız lan biz ? Hayal kurmak bile çaba gerektiriyor artık.
Çok sarhoşum, beni bekleme Kaptan !
İlk Yorumu Siz Yapın