İçeriğe geç

Cuma

Değişen pek bir şey yok aslında. Fiilen hareket halinde olsam da bir yerden gelmiyorum ya da bir yere gitmiyorum. Tek bildiğim açık havada kalmak istediğim o yüzden eve dönmüyorum. Temmuz ayı, Cuma gecesi, saat 22:54…

Eski Cumalar da böyleydi. Daha iyi bir sıfat bulamadığım için “kaderdaş” diyeceğim, lakin asla kendimi kader birliği içerisinde görmediğim diğer beyaz yakalı kaderdaşlarım kendilerini meyhanelere atıp içinde bulundukları cendereyi daha çekilir kılmaya çalışırlarken ben de eğer o masaların birinde değilsem gidecek bir yer bulamadığımdan avare avare mensubu olmadığım masaların arasında Bostanlı’nın sokaklarında gezer sonra da parkıma gidip bira içerdim. Dışarıdan bakan biri üzerimde ve adımlarımda yetişecek bir yeri ya da kimsesi, herhangi bir masada herhangi bir bekleyeni olmayan birinin rahatlığını, rahatlıkla gözlemleyebilirdi. Ama dışarıdan bakan biri de olmazdı o zamanlar. Kalabalığın içinde kaybolurdum. Hatırlarsın sen de o günleri, eğer buralarda az biraz zaman geçirdiysen.

Değişen pek bir şey yok, bir yerden gelmiyorum ya da bir yere gitmiyorum. Lakin fiilen hareket halindeyim. Meyhanelerin ve barların arasındayım yine. Mekanların masaları, yüzleri Pazartesi hiç gelmeyecekmiş gibi gülen beyaz yakalarla dolu. Kurumsal hayatın şövalyeleri günah çıkarma ritüelindeler… Haftanın tüm küfürleri, tüm pişmanlıkları, tüm lanetleri rakı kadehlerine ve bira şişelerine dolacak. Hayatlarının gidişatından, meşguliyetlerinden memnun olmayan bu insanlar, düzenlerini değiştirmek adına yapmaları gereken birincil eylem olan “düşünmeyi” yapabilecekleri tek boş ve müsait zaman olan hafta sonunu sarhoş, uyuşuk ve ayılmaya çalışarak geçirecekler. Düşünmemeleri gereken şeyleri düşünmemek için içecekler, düşünmeleri gereken şeyleri düşünmeyi erteleyecekler. Kapitalizmin en kuvvetli yaşandığı toplumlarda içki fiyatlarının ucuz olmasının bir sebebi var. Düşünmeye zaman bırakmamak. Bizim devlet farkında değil lakin içkiye zamları kökleyerek kendi ayağına sıkıyor, yaka rengi farketmez, insanlara düşünme fırsatı veriyor. Kapitalizmin derin devleti, modernitenin kaleleridir barlar. Yine de severim bir zamanlar müptelası olduğum bu tandık masaları ve mekanları. Kendimi çekip çıkarmam kolay olmadı.

Oturuyorum. İki kahve, bir kaç sayfa Cioran. Hava esiyor, Cioran arka arkaya saydırıyor, canım çok bira çekiyor. İçmeyeceğim, param az, yine aynı kısırdöngüye düşmek istemiyorum. Yol beni top sahasına getiriyor, ışıklar açık antreman var. Yaşı geçmiş futbol heveslilerinin kurdukları “master” takımlarından biri idman yapıyor, oturup onları izleyeceğim.

Saha kenarında üç tane portatif sandalye, üzerinde üç tane orta yaşı çoktan devirmiş adam, ortalarında masa hüviyetine bürünmüş plastik bir tabure, taburenin üzerine 35’lik Tekirdağ. İdmanı izleyip demleniyorlar. Hava esiyor, canım rakı çekiyor. İçmeyeceğim, s.kmişim döngüsünü param az. Bu sahanın kültürü bu. Pazarları oynanan amatör küme maçlarını tellerin kenarından izleyip demlenen amcaları vardır buranın. Ama kendilerinden en fazla on yaş genç adamların idmanını izlerken demlenmek suretiyle bu işte çıtayı arşa çıkaranların olduğunu görmek de, ne yalan söyleyeyim, hoşuma gidiyor. Kendime kariyer planı olarak böyle bir yol seçebilirim. Zaten şu an ne farkım kalmış ki elimde kadeh olmaması dışında. Onların da yapacak daha iyi bir şeyi yok, benim de.
Bilirim bu adamları, sen de bilirsin. Eğer bir yerde bir top ve o topu tekmelemeye çalışan bir grup insan evladı söz konusuysa, oynanan oyunun kalitesinden bağımsız olarak, bu o adamlar için izlemeye değer bir hadisedir.

Birbirini takip eden üç kısa ve kesik düdük sesi. İdman bitti, amcalar yüzlerini sahadan ayırıp birbirlerini izlemeye başladılar. 35’liğin dibinde bir kaç atımlık daha cephane var, daha buradalar. Herkesin sahile hücum ettiği bu yaz akşamında, kendilerine sakin bir köşe bulmuşlar bırakmayacaklar, haklılar.

Peki ben ne yapacağım? Açık havada kalmak istiyorum. Bisikletime binip pedalları çeviriyorum, sadece civarda oturanların ve en tecrübeli sarhoşların bildiği havuzlu parka gidiyorum. Can çekişen bir dolunay var, canım şarap çekiyor. İçmeyeceğim. Sebepleri artık ezberledin. Bir şeyler yazmak istiyorum, ne olduğunu bilmiyorum. Çantamda ekipmanım var.

Burası dünyanın en ilginç parkı. Deniz kenarının 50 metre arkasına devasa bir havuz koyup etrafına park yapmak hangi zekanın ürünüdür hiç bir fikrim yok.. Eskiden çok dalga geçmiştim ama son iki senedir kurtarıcım oldu burası. Yazın herkes deniz kenarın sahile doluşuyor, burası daima sakin kalıyor. Sadece civardaki evlerde oturan yaşlılar ve bir kaç “alternatif” sarhoş var.

Efecan arıyor, telefonu açıyorum on beş dakika kadar goygoy yapıyoruz. Ne yazacağımı unutturuyor bana. Oysa ki çok güzel cümleler bulmuştum, hepsi yine karanlıkta kayboldu. Belki eve dönerken aklıma gelirler.

Değişen pek bir şey yok. Yaz mevsimi, Temmuz ayı, Cuma günü. Ben yine bir parktayım. Canım bira çekiyor, çok ama çok sarhoş olmayı çok ama çok özlediğimi fark ediyorum. Yalnız ve fakir hissediyorum ve bir şeyler karalıyorum. İkisi de beni mutlu ediyor. Canım bira çekiyor ama içemiyorum…

Kategori:Kendime Notlar

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir