(Mart 2020)
Asansörden inince komşularım ile karşılaştım. Anne derhal çocuğunu benden uzaklaştırdı. Önce sarhoş olduğumu düşündüm, çünkü eskiden de hep böyle oluyordu. Asansörün kapısı beklediğimden önce açıldığında karşımda sarhoşluğumdan çekinen komşularımı görürdüm. Sonra bugün içki içmediğimi hatırladım. “Ne büyük kayıp” dedim içimden. “Post-modern bir kıyamet kopuyor ve ben hala ayığım.”
Eve girer girmez balkona çıktım. Varlığının her daim farkında olduğumuz lakin kıymetini sadece lazım olduğunda hatırladığımız gizli bir hazinedir balkon. Lazım olmadığı zamanlar külfet görünür, çünkü ara ara yıkamak, temizlemek ve ilgilenmek gerekir. Bazı insanların artık kullanmadığı, fakat aynı zamanda kurtulamadığı eşyaları için bir depo görevi de görür. Birçok yönden şımarık, dağınık, hayatını bir yola koyamamış ama sadık bir dosta benzer balkon. Taşınacağınız zaman arayacağınız cinsten bir dost. Taşınan arkadaşlarımın beni aramaları bundan mı, arabamın bagajının uygun olmasından mı yoksa sadece benim, bazen gereksiz olarak, ısrarla yardım teklif etmemden dolayı bilmiyorum. Sebep her ne olursa olsun bu durum hoşuma gidiyor. Çünkü hayatın belli bir evresinden sonra, bir zamanlar ayrı düşmediğiniz insanları sadece düğünlerde ya da cenazelerde görebiliyorsunuz. Ben bunlara bir de taşınmaları ekledim. Hem ilk ikisinde size yarım ekmek tavuk döner ısmarlanması olasılığı daha düşük. Daha iyi ya da daha kötü seçenekler sunulabilir size lakin hiçbiri kapalı koliler dışında tamamen boş bir evin duvarlarının dibinde yarım ekmek arası bir şeyler yemek kadar samimi ve iyi gelmez bana.
Balkonda bunları düşünürken aklıma zor günler için sakladığım Heineken şişeleri geldi. Gece serin, hava ve kara trafiği ömrümde daha önce hiç şahit olmadığım kadar sakin, soğuk bir bira içmek için muazzam bir karantina gecesi. Ama 33’lüğünün raf fiyatı 13 TL olan bir birayı içecek kadar zor ya da özel bir gün geçirmedim. En derin umutsuzlukların içinde küçük mucizelere az da olsa şahit olmuş bir insan olarak buzdolabını kutu Tuborg bulabilme ihtimali ile yokladım ama nafile. Kahve yapacağım. Unutma, bir sonraki alışverişte birkaç Tuborg alıp dolaba koyuyorsun.
Artık zaten çok içmiyorum. Geçen sene iki yılbaşı gecesi arasında sadece bir kere doğru düzgün sarhoş olabildim. İnanması güç ama yaptım bunu. Bu sene performansım daha yüksek. Yılın ilk çeyreğinde geçen yılın tamamındaki sarhoşluk miktarımın dört katına çıktım bile. Beyaz yakalılar için kurumsal dile çevirecek olursak: “2020 Q1 rakamlarımız 2019 FY’ın dört katına ulaştı.”
Tabi bu performans artışının arkasında Kaygılar Kadını’nın uzaklarda olması ve içki alemlerinin peygamberi kuzenimin tekrar yan daireme taşınması gibi olayların da etkisi büyük. Zaten ortada bir başarı varsa bu genelde bir kişiye mal edilemez. Ortak bir azmin ürünü olur. Emeği geçen herkesi tebrik ediyorum!
Bundan tam bir yıl bir gün önce Kaygılar Kadını ile ilk kez kavga etmiş, ilk kez barışmış ve devamında da ilk kez rakı içmiştik. Güzel bir geceydi. Ertesi gün seçimler olmasından ötürü, Alsancak’ta hiçbir işletmenin uymadığı bir içki satışı yasağı vardı. Ya da saat yasak için henüz çok erkendi biz içerken. Sarhoşluk otelinin henüz lobisindeyken bana bakıp “Sen yokken bu şehirde ne yapıyorduk biz ya?” diye sormuştu, sanki aynı günün sabahında onu ağlatan ben değilmişim gibi. “Başka şeylere ağlıyordun muhtemelen” diyebilirmişim, demedim. Hatırlayabildiğim kadarıyla doğrudan dört kez, dolaylı olarak da çok kez ağlattım onu toplamda. Sinirlenince biraz ayarım kaçar. Kavga ederken evden gitmeye karar vermiş, sonra da vazgeçmiştim. “Eğer o evden çıksaydın” dedi, sarhoşluk otelinin çatı katındayken; “dünyayı yakardım.”
“Eğer o evden çıksaydın, dünyayı yakardım. Herkesin başına yıkardım bu dünyayı.”
Bir sene önceydi, bir saat öncesi gibi hatırlıyorum. Boktan bir nedenden kavga etmiştik ve o nedene dahil olan insanları kast ediyordu. Ben evden gitmedim, dünya yanmadı. Bundan bir sene önce ben sadece olduğum yerde durarak dünyayı kurtardım ama bundan sizin haberiniz olmadı. Bir sene sonra bugün dünyanın tepetaklak gelmeye çabalaması belki de geçmişteki bu çabanın takdir edilmemesinden ileri geliyordur, kim bilir? Hepinizden özür dilerim ama giderek ya da kalarak bir şeylerin önüne geçemem artık. Zaten o günün haricinde bu ikisinden birini yaparak değil yapamayarak hiçbir şeyin önüne geçemedim. Her pozisyona ters ayakta yakalanan bir boksör gibi, gitmek gerekirken kalarak, kalmak gerekirken giderek hadiseleri boka batıra batıra otuz bir sene geçmiş. Uzun uzun bunları yazacağım günler de gelir belki, ama şimdi pek havamda değilim.
Siz bakmayın burada çenemin düştüğüne. Hayatın geneline dair söylemek istediğim çok söz, etmek istediğim çok küfür var lakin asgari centilmenlik gereği elimi ve çenemi tutuyorum. Siz bakmayın buraya 200 sayfa saçmalayıp hep kendimi suçladığıma. Başkalarını da suçlamaya başlarsam üzerine bir 800 sayfa daha eklerim. Ben bugüne kadar okuduğum kitaplar, izlediğim filmler ve tanıştığım insanlarım. Cismen ya da fikren hayatıma dokunan herkesim. Sen de öylesin, sizde öylesiniz, onlar da öyleler. Ben burada kendimi suçluyorsam aslında benimle birlikte beni yaratan tüm onunbunun çocuklarını suçluyorum! İnanılmaz büyük bir topluluk! Bir de başkalarını suçlamaya başladığımı düşünsene. Bu kadar insanın günahına giremem.
Terk edilirken çok afili cümleler duydum hep. Üzerinde çalışılmış, teknik olarak kusursuz cümleler. Bazıları mantıksızdı, çoğuna verecek cevabım vardı ama vermedim. Biliyordum ki, intihar, istifa ve ayrılık insanın kafasına bir kez girdi mi, kişi bunu mutlaka gerçekleştirir. Ömrü, işi ya da ilişkiyi kurtarmaya çalışmak nihayetinde faydasız bir zaman kazanma hadisesidir çoğu zaman. Uçurumun kenarında kadar geldikten sonra söylenecek sözler sadece manasız kafa karışıklıkları ve tehlikeli “acabalar” yaratmaktan başka bir işe yaramazlar. O yüzden sustum. Söyleyecek bir şeyim olmadığından değil, kimseyi bir şeye ikna edemeyeceğimden de değil. Hepsi ikna olmaya hazırdı aslında. Zaman kazanmanın bir sonu yoktu, çünkü zamanın sonu yok, varsa da bizim görebileceğimiz kadar yakın değil.
Şimdi bunları okursa doğrudan beşinci kez ağlatmış olacağım kendisini. Eğer hesaplarım doğruysa… Gerçi bizim lanetimiz hatırlamak olmuş, şaşacağını sanmam. Ama ben de ne yapayım, onu yazma bunu yazma ne yazayım ben buraya? Bir şeyler yazmak zorundayım, malum dayanışma zamanı. Porno siteler gibi ben de hepinize “premium üyelik” verdim, istediğiniz gibi girin okuyun diye. Tarihe karşı sorumluluğumu yerine getiriyorum.
İlk Yorumu Siz Yapın