İçeriğe geç

Zaman Ralli Yaparken

Zamana, zorunlu olarak üzerinde ilerleyip de bir türlü durup dinlenemediğimiz bir yol dersek eğer; biz de aslında zorla üzerine atıldığımız bu yolda, parçası olmak istemediğimiz bir hikayenin peşinde koştururken, adına hayat denilen bir vasıta tarafından sollanan, plakası ise ömür olan ağır vasıta araçların şöförleriyiz. Selektör çakıp korna da çalmıyor. Uyarmıyor. Hepimizden daha usta ve gaddar bir şöförü var bu namussuzun. Tecrübesine ve alternafsizliğine güvenen esnafların özgüveni ile atlatıyor ve kandırıyor bizi. Bu itin en büyük avantajı ise zanaatkar değil, sanatçı olması. Ve icra ettiği sanat bizim taklit kabiliyetlerimizin çok ötesinde.

Her geçen günde, her aldığımız nefeste daha da yaklaşıyor ölüm. Bize öğretilen ve kanıksadığımız doğruların peşinde; ofis masalarında mevsimlerden habersiz geçen hayatların sahip ve sahibeleriyiz. Yorgunuz aslında. Değerine inanmadığımız yüklerin ve sorumlulukların altında eziliyoruz. Öyle bir kıstırdılar ki bizi öğrettikleri sahte ”zorunlulukların” arasına kımıldayamıyoruz bile. Ölüyoruz be dostlar, ”Daha var” demeyin. Hiç birimiz üç sene önce olduğumuzdan daha kuvvetli ya da enerjik değiliz. Yoruluyoruz, akşam 9’da uyumak istiyoruz içinde barındığımız evlerde. Eş dost buluşmalarını Cuma – Cumartesi akşamlarına öteliyoruz yarın patrona yorgun gözüküp mahcup olmayalım, ve ona daha iyi kazandıralım diye.

Çok klasik ve amiyane bir tabir olacak ama; başkaları hayatı yaşasın diye biz bilmeden, fakat gönüllü olarak ıskalıyoruz hayatı.

Korkum ise o gün geldiğinde geriye bakıp; aslında hiçbir şey yapmamış olduğunu idrak edip keşke demek.

Keşke demekten korktuğum tek an, keşkelerin artık fayda etmediği o an.

 

Kategori:Biz Hayata Kaptırmışken...

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir