İçeriğe geç

Yalnız Cesareti

Bu aralar çoğu şey fazla dağınık. Kafam, odam, Karşıyaka, havalar. Bazılarını ben yaptım, bazıları doğaları gereği öyleler ya da süreç içerisinde dağıldılar. Hayatımın bu evresinde çevremdeki insanların kendi hayatlarını düzene sokma çabalarını izliyorum. Evlilikler, terfiler, kurulan işler, çoluklar, çocuklar. İnsanlar hayatlarını düzene sokmaya çabalarken, ben belli bir düzene sahip hayatımı kendi ellerimle yoldan çıkardım ve bunu yaparken garip bir haz aldım. Çünkü seçtiğim, içine atıldığım  bana sunulan, kısacası yaşadığım hayatın bedeli olarak hiçbir yere ve kendim dahil kimseye artık yetişemediğimi fark ettim ve önümdeki günleri böyle sürdürme fikrine sıcak bakamadım.

Kendimi kaosun ve bilinmezliğin kollarına bıraktığım an içim huzur doldu. Eskiden orayı ne kadar sevdiğimi; beni ne kadar mutlu ettiğini anımsadım. Bazen ne yapacağını bilmekten ziyade; artık ne yapmayacağını bilmek daha mutlu ediyor insanı. Bazen tüm benliğinle çektiğin,  derinlerden gelen o muhteşem siktir çoğu şeyi hallediveriyor. Cesaret yalnızken daha kolay geliyor insana.

İçine kendimi attığım bu bilinmezlik; Alsancak’ta bir sonbahar akşamında, hava ha yağdı ha yağacakken, ara sokakta dört arkadaş bira içip susarken ortaya atılan ‘’Rakı içmeye başlayalım mı ? ‘’ teklifi kadar heyecanlandırıyor beni.  Sonra durup gülüyorum. ‘’Kendini kandırıyorsun.’’Çoğumuzun hayatı arka arkaya gelen kendini kandırmaların bir tekrarı aslında. Konular değişiyor, eylem hep aynı kalıyor.

Dağınıklığın, karışıklığa dönüştüğü o sınır çizgisinin üzerinde bir denge oyunu oynayacağız yine.

Kategori:Biz Hayata Kaptırmışken...

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir