Son zamanlarda en çok ne yaptın diye sorsalar, ‘’yoruldum’’ derim. Bugün Kasım’ın ilk günü ve bugün de sağda solda gözüme inatla sokulan ‘’Kasım’da aşk başkadır’’, ‘’Sweet November’’ vb. edebiyatından kendimi korumaya çalışmaktan yoruldum. Bu popüler beyaz yaka şirinliklerinden ne kadar kaçınmaya çabalasam da; bu yoğun bombardıman kendi kendime ‘’Ulan otuzuna da dayandın hiç mi özel bir Kasım günü yaşamadın ?’’ diye sordurttu. Yaşadım. Çok özel günler yaşadım hem de. Ama bu gün bir tanesi son düzlüğe dönülürken dış kulvardan yaptığı atakla anı pistimde diğerlerinin önüne çıktı. İzmir’in en soğuk Kasım gecesi… Bir kadeh rakı koymama izin ver.
Lisedeyken bir 10 Kasım töreni hatırlıyorum. Prag’da geçirdiğim günleri saymazsam ömrümün en soğuk Kasım günüydü. Bu aklıma düşen gece ise İzmir’de yaşadığım ikincisi. Sen okyanus ötesine, ben de Akdeniz’in göbeğine, ki o aksam kaderin beni iki ay sonra oraya savuracağını henüz öğrenmemiştim, gitmeden belki iki hafta, belki on gün önceydi. Aynı günün akşamüstü, gençliğe, tecrübesizliğe, hırslarıma ve kızgınlıklarıma yenik düşüp boktan bir adam olmaya başladığım ilk günlerde; amatör boktanlığımı üzerinde denemek suretiyle kırıp döktüğüm başka bir iyi insan ile ateşkes imzalamaya, ve hatta şans yaver giderse barış görüşmeleri için zemin hazırlamaya gitmiştim. Sıcak başlayan sohbet, üçüncü biraların ortalarına doğru şahsıma yönelik ‘’benim yaptığım büyüklüğü sana kimse yapmazdı’’ atağına karşılık verdiğim ‘’ yapacağın büyüklüğün amına koyayım’’ kontramla havadan bile soğuk bir hale bürünerek bitmişti. Şans yaver gitmemiş, üzerinde bulunduğumuz topraklar kırılgan bir ateşkesin huzur ve güven ortamını sağlıyormuş gibi yapacağı bir savaş bölgesi olarak kalacaktı bir süre daha.
Olanlara biraz sinirli, biraz üzgün ama daha çok hayatımın son iki saatini umursamaz bir vaziyette sana doğru yola çıktım. Benim dünyamda o günün en önemli hadisesi sendin. Heyecanlıydım ve senden başka hiç bir şey beni üzecek ya da neşelendirecek kadar kuvvetli gelmemişti gözüme. Rakı içecektik. Bunun için buluşmayacaktık, amaç bu değildi ya da planlanmamıştı ama rakı içecektik, adım gibi biliyordum. Alsancak’a geldim, gelince sarılıp öpüştüğümüzde seni nefesimdeki bira kokusu karşılayıp ürkütmesin diye ağzıma bir sakız attım ve Sevinç’in önünde beklemeye başladım. O geceden 4-5 sene sonra Sevinç’i ve önünü de sikip attılar.
Alsancak donuyordu. ”Kasım ayında İzmir böyleyse, askerde İzmir’in doğusunda herhangi bir şehirde ne bok yerim acaba.” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Nereye gideceğim, ne halt edeceğim henüz belli olmamıştı.
Geldin, selamlaştık, ‘’Ne yapalım?’’ diye sordum. Sanki ömrünün son dört yılını birinin bunu sana sormasını bekleyerek geçirmiş gibi, memleketin tüm anason tarlaları yanmış ve o gün itibari ile stoklarda kalanlar önümüzdeki dört yıl boyunca sahip olacağımız tüm rakılarmış gibi heyecanla ve telaşla ‘’Rakı içelim mi?’’ dedin. Güldüm, güldün. Gülümsemenden gaza gelip samimiyete kaçan aksiyonu bol bir tepki verdim ve bir anda Kıbrıs Şehitleri’nin ortasında sarıldık. İçime doğan olmuştu. Hiç dillendirmeden, planlamadan aynı amaç için bir araya gelmiştik o buz gibi İzmir akşamında. Birlikte ilk ve son rakımız için.
Alsancak’ın meyhanelerinden birinde oturduk, içtik, güldük. Bir 35’liğin son dublelerinde iken bir 20’lik daha istedim. ‘’İçemem’’ dedin, ‘’İçerim’’ dedim. O 20’liğin de son dublesindeyken ‘’Seninle daha önce bunları yapabilmek, ilişkimizi bu yakınlığa daha erken getirebilmek isterdim. Ya da illa ki onca yıldan sonra, özellikle bu sene bu samimiyeti kurmamız şart olacaksa da, bir ay sonra gitmemeni isterdim. Her şey çok güzel olurdu’’ dedim. Güldün. Gecenin başında ‘’Rakı içmeye gidelim mi ?’’ diye sorduğunda güldüğün gibi güldün. Belki şimdi bunu okusan ve o akşamı hatırlasan saçmaladığımı düşünürdün ama o gece o masada benimle aynı fikirde olduğunu biliyorum. En azından buna inanmak istiyorum.
Sonra kalktık, birlikte yürüdük. Sen üşüdün. ‘’Üşümek ne kadar da yakışır bazı insanlara.’’ diye düşündüğümü hatırlıyorum. Asgari düzeyde bir centilmenliğin gereğini yaparak sana ceketimi verdim. Sarıldık ve ayrıldık. Birkaç gün sonra, bu sefer daha kalabalık bir ortamda, ortak arkadaşlarımızla hep birlikte yine toplandık. Önceki buluşmamızı öğrenip soranlara, ‘’ Bu gece için antremana çıktık.’’ demiştik gülerek. Birlikte son fotoğrafımızı o zaman çekildik, yine sarıldık ve ayrıldık.
Tam iki sene bir daha görüşemedik. İki sene sonra, bu sefer sıcak bir yaz akşamı iki saat oturabildik ama artık haliyle ikimizde iki sene önce o rakı masasındaki ikili değildik. Sen yeni hayatından mutluydun, ben ise geçmişte tıkılıp kalmış duygusal bir enkazdım o zamanlar. O geceden sonra bu sefer de 2,5 seneye yakın görüşmedik. 2,5 sene sonra yine 4 sene önce son fotoğrafımızı çektirdiğimiz gece oturduğumuz aynı ekipten, birkaç eksikle, oturduk. Yanyanaydık. Ben başkasıylaydım. Sen başkasıylaydın. Biz çok başkaydık. Eskisi kadar samimi olmayan bir kucaklaşma ile ayrıldık.
Sen taksiye bindin, ben de ömrümün son 3 senesinde sürekli boğazımda sıkışıp kalmış yumrularla ve o müthiş içme isteği ile Alsancak’ın içlerine doğru yürüdüm.
İlk Yorumu Siz Yapın