İçeriğe geç

Boşladığım İçin Özür Dilerim Ama…

Aslında zor olan bir takım kelamları kağıda ya da an itibari ile olduğu şekli ile djital bir ortama dökmek değil. Genelde asıl mesele, neyi nasıl aktaracağına karar vermek ya da verememek üzerine kurulu.

Takriben iki aydır beni tanıyan insanlar tarafından bir şeyler üretemediğim için kibarca suçlanıyorum.  Tamamı ile haksızlar diyemem tabi ki çünkü elimizde bazı ölçülebilir gerçekler var, yakalaşık 40 gündür yazmadığıma ve bir içerik eklemediğime dair. Söz konusu eleştirmen dostlarımın elinde olmayan kritik bilgi ise; niçin 1 ayı aşkın süredir bir şey yazmadığıma ilişkin. Buna yönelik tatmin edici bir cevap veremem sanırım. Aslında üzerine bir şeyler üretebileceğim çok hikaye dinlediğimi ve hatta bazılarını bizzat kendimin beklenmedik anlarda yaşadığımı söyleyebilirim bu süreçte. Sanırım hadiseleri kağıda ya da bu beyaz dijital ekrana aktarma konusunda biraz mükemmeliyetçiyim ki bu konu dünya üzerinde hakkında mükemmeliyetçi olduğum tek konu olabilir.

Bir konu ile ilgili tamamen dolana kadar, kendimi o konu ile ilgili bir şey yazmaya hazır hissetmiyorum. Bu hissiyat bu bloğu düzenli olarak takip eden 6 kişiye duyduğum saygı ile ilgili olduğu kadar, kendime duyduğum saygı ile de ilgili. Ve itiraf etmek isterim ki; bu durum bir süredir eskisi kadar yaşadığımı hissedemediğim ‘’yazarak boşalma’’  hissiyatı ile de ilgili. Baş döndürücü güzellikteki bir kadının içine girdiğin an,  mevzu bahis kadının geride bekleyen bir hayat arkadaşı olduğunu itiraf etmesi ve senin dımdızlak ortada kalman gibi bu hissiyat.

Tabi ki de bunları yazarken bir yandan Spotify açık. Ve çoktan unutulduğunu düşünen bir şarkıcı, her duyduğumda inceden sağımı solumu birbirine katan o güzel melodiyle birlikte, o çok da büyük olmayan ama benim için pek çok önemi olan o sözleri söylüyor. ‘’ Bir kumsala çıkmışız sehermiş. Alacadağlar’da üç yavru keçi’’

Gece olması gerektiği kadar karanlık ama mevsim kendi normallerinin üzerinde sıcak. Ya da ben memleket normallerine göre fazla beyazım. Hangisinin huzursuzluğum üzerinde daha fazla pay sahibi olduğu konusunda kaliteli bir tartışmaya girmeye son 40 günde olduğundan daha hazırım.

Bilgisayarın ekranına bakarken azcık boynum ağrıyor. Klavyesinin tuşlarına umarsızca abandığım, ve emsallerine göre gayet ucuz olan dizüstü bilgisayarımın kalitesiz hoparlörlerinden çıkan, her devre göre gayet kaliteli ve güzel o şarkının sözlerini ve melodilerini dinlerken; daha 3 gece önce, varlığından pişman olduğum kablosuz bir hoparlöre karşı takas sonucu edindiğim 3 biradan sonuncusunu içiyorum.

Tam 2 saat önce, 5 saatlik bir konuşmanın son sözleri olarak hafıza havuzuma dahil olan o kelamlar kafama dönüp duruyor. ‘’ Daha iyisini yapabilirdik.’’ Ama bu cümle ve cümleyi içeren bu ucuz paragraf sadece bu geceye ilişkin ve üzerine an itibariyle herhangi bir ekleme yapamayacağım bir tespit ve anı olarak kalsın.

Ben de muhtemelen şu an bu dijital ekrana aktardığım sözcüklerden daha güzellerini ve anlamlılarını aktarabilirdim, ısrarlı bir şekilde bu ölü internet sayfasını takip eden 6 dostum için. Ama şu an, daha önce de pek çok zamanda olduğu gibi, yersiz ama cakalı sözler etmek için haddinden fazla sarhoşum.

Daha önce de defalarca bulunduğum yerdeyim şu saniye itibariyle.  Saat 00:40 ve ben klavvyenin tuşları üzerinde parmaklarımı dolandırıyorum; bir yanımda çığlık atma; öbür yanımda ise kainatın tüm sırlarına sahip olup kimseye anlatmama isteği ile. Oysa ki sahip olduğum ve saklama uğraşında olduğum tüm sırlar toplamda dört insana ait ve bu mevzu bahis sırlar kainatın pek de s.knde değil.

Bu 40 gün boyunca defalarca bilgisayar ekranını açıp, boş bir Word sayfasına bakarken buldum kendimi. Aslında şu an, şu saniye klavyenin tuşlarına basıyor olmamın da özel bir nedeni ya da teşviki yok. Üzerine konuşulması ve hatta yazılması gereken onca önemi konu varken, internet aleminin kilobaytlarını bu manasız metinle doldurmamın da bir manası yok. Elbet ki çok daha manalı ve üzerine düşünülmesi gereken metinler üreteceğim ama ‘’Dünya henüz buna hazır değil !’’ demek istesem de ben bu hazır olup olmadığına emin olmadığım dünyanın s.kinde değilim. Buna o kadar eminim ki; şu 6 milyar insanın yaşamı içinde pek de kayda değer olmayan hayatımda hakkında emin olduğum tek konu olabilir.

WordPress eylemsizlikten dolayı sayfamı kapatmasın diye saçma sapan kelimeleri arka arkaya dizdiğimi düşünüyor olabilirsin sevgili okur ama hadise öyle değil. Ben milyarlarca yıllık dünya tarihinde, bu gezegenin içine doğmuş sıradan bir insan evladıyım. Tüm kutsal kitapların ve aynı zamanda tüm hukuk metinlerinin öyle ya da böyle insanlar tarafından yazılmış olduğunu varsayarsak; benim bu bloğda yaklaşık dokuz aydır yazdığım ve saçmalık olarak atfedilen fikirleri, binlerce yıldır takip edilen kutsal metinlerden ve hukuk litaratüründen daha değersiz kılan kriter nedir ? Toplum tarafından kabul görmemek mi? O halde yüksek müsaadenle, şu tavrımı kabul görmeyen toplumsal değerlerin alayının a.ına koyayım ! Bana insanlık tarihinin herhangi bir anında yaşamış herhangi bir insanın, yine insanlık tarihinin herhangi bir zamanında herhangi bir yerinde yaşamış başka bir insana göre niçin daha değerli ya da değersiz olduğunu açıklayıp beni ikna edebilirsen sana bir külah dandik dondurma ısmarlayacağım, çünkü kalitelisine bu Pazar gecesi itibari ile param yetmeyebilir.

Sanırım okunmamak ile ilgili en tatmin edici hissiyat okunmamanın ta kendisi. Tüm ‘’aşırı’’ savlarımı ve tüm ‘’haddini aşan’’ cümlelerimi okuyan insanların sayısı gayet sınırlı. Bu durum aslında bana tarif edemediğim bir huzur veriyor, ve az çok eminim ki şu an Sunal bu paragrafı okurken yüzünde Darbukatör Bayram sırıtışı ile telefonu eline alıp Yasemin’e mesaj atmaya hazırlanıyor. Sunal geri kalanımıza göre biraz daha şanslı ama bu şanslı olma durumu hayat ona daha cömert davrandığı ya da kendisi geri kalanımıza nazaran daha vicdansız olduğu için değil. Farkında olmadığım şekilde bunların hepsi de olabilir tabi. Ama bence bu sevgili dostum bize nazaran daha şanslı çünkü kimin onu olduğu haliyle sevdiğini kavrayıp, söz konusu insanın elinden tutmayı başarmış. Şu sözünü ettiğim 6 kişiden biri Sunal ve muhtemelen bu metni okuduktan sonra bana 5 dakika içinde o meşhur ‘’Ihıhıhhıhı’’ sırıtışını içeren bir mesaj gönderecek. Ama ben şu an burada ondan önce davranacağım çünkü takdire şayan derecede sarhoşum ve lanet olası bloğun şifresi, Netflix hesabımın şifresinin aksine sadece bende !

Sevgili dostum Sunal ve sevgili kardeşim Yasemin ;

Normalin üstünde züğürt anıma denk gelen bu mutlu hadiseler zincirinizde yanınızda olamadım çünkü tüm birikmiş paramı içkiye, kumara ve yurt dışından ziyaretime gelen kadın arkadaşlarımı ağırlama masraflarına harcadım. Söz konusu talihsizliği en yakın zamanda, her ne kadar bu dileğimin kısa vadede gerçekleşeceğine dair halihazırda bir inancım olmasa da, telafi edeceğimi umuyor ve sizlere mutluluklar dilerken herhangi bir olası ayrılık durumunda Sunal’ı destekleyeceğimi; ama Yasemin’i de sağda solda kötülemeyeceğimi belirtmek isterim ki, çünkü gerçekten, bizim dandik arkadaş grubumuzdaki adamların hepsinin toplamından daya iyi bir insan kendisi. En azından benim kayda değmeyen zihnimde bıraktığı iz bu yönde.

Dolapta bir şişe daha bira kaldı. Ve ben bir süredir bir öykü yazmak için cebelleşiyorum. O şişeyi, söz konusu öykünün son sayfasını yazarken tüketeceğim. O zamana kadar esen kalın !

Kategori:Biz Hayata Kaptırmışken...

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir