Yıllara yayılan uzun süreli ilişkileri daima takdire şayan buldum. Bu, dostluk – arkadaşlık ilişkileri için de geçerli, gönül ilişkileri için de. Bahsettiğim, en azından bahsetmeye çalıştığım alışkanlıklardan ya da iş, makam, mevki gibi nedenlerden dolayı sürdürülmesi gereken ilişkiler değil; karşılıklı sevgiye, bir miktar saygıya, çıkarsızlığa ve birlikte paylaşılanlara dayalı olarak sürdürülen ilişkiler. Kimsenin yaşadığı hayatı, tercihlerini ve eğilimlerini yargılamak kimsenin haddine değildir elbet ama bana özellikle sadece alışkanlıklardan dolayı, iki tarafın da bilerek veya farkında olmayarak enkaza dönüşmüş olduğu halde sürdürdükleri ilişkiler korkaklık; tamamen karşılıklı çıkar üzerine kurulu ilişkiler de sahtekarlık gibi gelir. Bir ilişkiyi, sevgililik ya da dostluk, son kullanma tarihinin geldiğinin farkına varıp sonlandırabilmek cesaret ve ve kâfi miktarda dürüstlük gerektirir.
Maalesef ‘’ büyüdükçe’’ çevremdeki insanlarla birlikte; bu bağlamda korkak ve sahtekar bir insana dönüştüğümü fark ettim. Bunun önünü almak için, bir zamanlar küfrettiğim insanlara daha fazla dönüşmemek için, trafiğin aktığı bir otoyolda kaçırdığı çıkışa dönmek için en sağ şeritte geri vitese takan bir şöförün pervasızlığı içinde saçma, tehlikeli ve radikal kararlar alıp, uyguladım da. Bir boka yarayanlar oldu. Daha bir boka yarayıp yaramayacaklarını zaman gösterecek.
İki (veya daha fazla) insanın birbirini sevmesi kolay, yıllarca sevmeye devam etmesi zor iş. İnsan öğrenen, yaşayan, gelişen, bazen geriye giden kısaca sürekli değişen bir varlık. Bu sonu gelmez duygusal ve fiziksel değişimin içinde, İki (veya daha fazla) insanın bu değişen hallerinin de birbirlerini sevmeye ısrarla devam etmesi benim takdir ettiğim nokta. Tabi burda ‘’birlikte büyümek’’ tabir edilebilecek, bu değişim esnasında kişilerin birbirlerini sürekli etkileyerek ve hatta kontrol altında tutarak ‘’yoldan çıkartmamaya’’ çalışması da göz ardı edilmemesi gereken önemli bir etken. Ama işte bazen birileri sivrilip yoldan çıkabilir. Bu yoldan çıkma durumu da her zaman kötü bir iş olmak zorunda da değildir aslında.
Sonuç olarak; birileri yoldan çıkar, diğerleri kendi yolunda kalır , herkes kendi yolunun en doğrusu olduğunu iddia eder, yapılanların, paylaşılmış olan onca şeyin, Jehan Barbur’dan ‘’Öylesine’’ dinlerken içilen iki biranın mânası kaybolmaya başlar ve tüm yılların hatırı iki sosyal medya beğenisine ve tesadüfi karşılaşmalarda eski samimiyetin şerefine verilen bol fiziksel temaslı selamlaşmalara iner.
Ama tersi de yok mu bunun ? Yaşamışsındır bunu mutlaka ? Yıllar boyu ismi ve cismi dışında hakkında hiçbir şey bilmediğin ama ‘’orada’’, çevrende bir yerlere olan insanlar vardır hani. İş yerinde, sınıfında, ortak bir arkadaşın yıllar önce seni dahil ettiği yabancı bir masada olup da seneler içinde kendi yolunda yürümüş birileri. Bazen tersten de olur bu işler, ayrı geçen senelerde verilen kararlar sonucu çıkılan ve girilen yollar bir anda bir yerde kesişebilir. Sarhoş bir kış gecesinin soğuk sabahında telefonunu eline aldığında; beş senedir görmediğin, eskiden gördüğün vakitlerde de çok samimiyetin olmadığı bir insandan, gece okuduğu bir yazının üzerine sıcacık, içini ısıtan bir mesaj gelmiş olabilir mesela? Bir teşekkür ile sohbet başlar, bir rica ile gelişirken, paralel bir serüven başlayabilir mesela ? Bunun gibi hadiseler güzel dostluklar başlatır, eski dostlukları sorgulatır.
Hep aynı yerde, aynı soruda bulursun kendini: Uzun yılları birlikte tükettiklerin mi, yoksa az zamana uzun yılların paylaşımını sığdırdıkların mı ? İşte burada durup şunu da düşünürsün eğer durumun da varsa bir kadeh rakı koyup: Gelecek mi, anılar mı ?
Aslında biri için öbüründen vazgeçmeye gerek yoktur da, biz içimizde o kozmopolit mozaiği yaratıp yaşatabilen ve onunla yaşayan insanlar olabilir miyiz ?
İlk Yorumu Siz Yapın