İçeriğe geç

Bir Cuma Gecesi

Serin ve sarhoş, gri ve güzel bir gece… Saat 12’yi geçti, günlerden resmen Cuma. Kendime bir pavyon dublesi doldurdum, Spotify’ı desteğe çağırdım ve o güzel, çok uzak olmayan Cuma gecesini düşünmeye başladım, dudaklarımda belli belirsiz bir gülümseme ile.

Bir Sait Faik öyküsünde betimlenmiş kadar hatırda kalan, takdire şayan ve tartışmaya mahal vermeyecek kadar güzel bir yüzü vardı. Küt siyah saçlar, beyaz, pırıl pırıl ten, kahveyi kıskandıracak kahverengilikte güzel gözler.

Çok çekinmiştim oysa ki… Korkmuştum da azcık. 5 senedir görmedim, ya konuşacak bir şey bulamazsak? Seneler önceki son buluşmamız biraz fiyaskoydu, hatırlıyorum.  Heyecanlı mıydım, yeteneksiz miydim hatırlamıyorum ama muhabbeti Behzat Ç.’nin 3 sezonundan dışarı çıkaramamıştım bir türlü. Balıkçı Parkı’nda buluşma saatini ne yapacağımı bilmez bir şekilde bekliyorum. Beklerken bir bira almayı düşünüp, saniyesinde vazgeçtiğimi hatırlıyorum;

‘’Daha rakı içeceğiz, erken oyundan düşmeyeyim.’’

‘’Muhabbet tıkanırsa ne yapacağız ?’’

“Rakıya abanır dururum o zaman.”

‘’ Kötüsü de var, ya bir daha görüşmek istemez ise ?’’

‘’İlk olmaz, kuvvetle muhtemel son da olmayacak.’’

‘’Korkunun ecele faydası var mıdır ki ?’’

Kadın geldi, hoşbeş faslından sonra sofraya oturuldu,

– Bir 50’lik alalım mı?  (Alkolik izlenimi verme daha baştan büyüğe abanarak. Yetmezse söylersiniz, hayırlısı…)

– Çok değil mi ?

– Üçer duble içmez miyiz ?

– İçeriz

Start verildi. Çok güzel başladı her şey. O da çok güzel; muhabbet de çok güzel.  Birinci kadehler boğuldu. İkinci kadehlerde rakı üzerine konuşmaya başladık. Sohbet, uğruna  dört karaciğer bııraktığım sulara geldiği için artık rahatlamıştım. Alt yapıdan beri birlikte oynamış iki forvet gibiydik rakı masasında. Ağzımızdan çıkan paslar birbirini tamamlıyor, maç akıyor, şiir gibi oynuyorduk. Andy Cole ve Dwight Yorke görse bu oyunu, muhtemelen önümüzde secde ederlerdi.  Güzel rakı içiyordu. Duble içiyordu. İkinci duble yoluna devam ederken gecenin ilk sigarasını yaktı. Ben sormadan cevapladı, ‘’Çok içmiyorum ama böyle içki ile hoşuma gidiyor.’’

-Rakıdan yani ?

-Rakıdan. Sadece güzel bir muhabbet arkadaşı ile rakı içmeyi seviyorum.

O gece asla unutamayacağım üç an var. Birincisi buydu. Önce rakı kadehini gösterdi; ‘’Bu senden dolayı.’’ Sonra sigarayı havaya kaldırıp, rakıyı gösteren işaret parmağını güzel bir bilek hareketi  önce sigarsına, ardından yine rakı kadehine doğrulttu. ‘’Bu da  bundan dolayı.’’

-Dolaylı yoldan akciğerlerine zarar verdiğim için özür dilerim.

Gülüştük. İkinci dubleler boğuldu. Az önce bildiğim kadarıyla kadehe konulan rakı miktarlarının jargondaki isimlerini anlatmıştım. ‘’Komiser dublesi’’ çok hoşuna gitmişti, üçüncü kadehini komiser dublesi istedi. Kendime de öyle koydum ve 50lik şişesini, Bostanlı’nın isimsiz şişeler mezarlığa gönderdik.

Ömrümde başıma gelen en güzel üçüncü kadeh tecrübesini yaşıyordum. Söz uzaklara ve yalnız yaşamaya geldi. Yalnızlığı, yalnız yaşamayı, özlemlerini, özlediklerini uzak bir noktaya bakarak o kadar güzel, içten ve duraksamadan anlattı kı; Franz Kafka bu tiradı dinlese Becherovka’yı bırakıp, rakıya başlardı. Sözünü bitirirken sağ gözünden bir damla yaş süzüldü. Yanağına doğru o küçücük ama dopdolu damlanın süzülüşü, o gecenin asla unutamayacağım ikinci anıydı. Üçüncüyü burada yazmayacağım, o anı bana kalsın.

Unutamayacağım , ve unutmak da istemeyeceğim bir Cuma gecesi. Tıpkı bu gece gibi gri-kızıl ve serin. Eskilerin “deprem havası” dedikleri türden. O cuma anladım kastedilen depremin coğrafi bir hadise olmadığını…

Kategori:Biz Hayata Kaptırmışken...

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir