İçeriğe geç

Aktör

Elimde yeni doldurulmuş bir kadeh rakı ile bahçeye çıktım ve bütün bahçeyi, belki de tüm Datça’yı, davetkar bir anason kokusunun sardığını hissettim. Bazı yabancı şarkılar vardır, söz yazarları ve bestecileri bunun farkında olmasalar bile o şarkılar aslında rakı içerken dinlenmek üzere yaratılmışlardır. Beyaz plastik masanın üzerinde açık olan bilgisayarımın kısık hoparlörlerinde o şarkılardan biri çalıyordu. Akşamın devamı için tek planım söz konusu dandik hoparlörden gelen müzik eşliğinde rakı içip ‘’Kelebek’’i bitirmek.

Lakin komşuda muhtemelen uydu üzerinden yayın yapan ve 24 saat usanmadan eski Türk filmlerini veren kanallardan biri açık olmalı ki bütün Palamutbükü bangır bangır Erol Taş’ın zalim kahkahaları ile inliyor. Yaklaşık bir 5 dakika kadar malum pansiyon komşuma zevkimin içine s.çtığını düşünerek sövdükten sonra bu 5 dakikanın sonunda aslında kendisinin bilmeden beni ince ince Yeşilcam aktörleri üzerinden birtakım düşüncelere sevk ettiğini fark ederek, bu Eylül gecesi adi sivrisinekler bacaklarımı delik deşik ederken, kendisine olan öfkemi başka bir Eylül ayında kullanmak üzere dolabıma kaldırıyorum.

Gerçek hayatınında ne kadar iyi biri olduğundan bağımsız olarak Erol Taş üstlendiği rollerin hemen hemen hepsinde kötü adamdır, tıpkı Sadri Alışık’ın iyi adam olduğu gibi. Hem Yeşilçam’da hem dünya sinemasında bu durumda olan başka aktörler de vardır elbet ama bir Erol Taş ya da Sadri Alışık değilse eğer bu dünyada var olmuş herhangi bir aktörün kariyeri ‘’iyi adam’’, ‘’kötü adam’’ ve bunların karışımı olan’’gri adam’’ rolleri arasında gidip gelmekle geçmiştir. Tabi ki Yılmaz Güney ve Eli Wallach gibi babaların mühürlediği ‘’çirkin adam’’ hadisesi tamamen başka bir tartışmanın konusu.

Eğer siz ya da hayatınıza girip çıkanlardan hiç biri bir Erol Taş ya da Sadri Alışık, ki az da olsa varlar,  değilse içine dahil olduğunuz senaryoda siz dahil mutlak iyi ya da mutlak kötü insan olmayacaktır. Neyin veya kimin iyi, doğru, kötü, yanlış olduğuna kime ve neye göre karar verilebileceğinin kesin olmama durumu üzerine saatlerce sizinle tartışabilirim ki geçmişte buralarda bir yerlerde bu konunun geçtiği bir şeyler karalamış olmam lazım, ki elimde olan teknolojik imkanların ışığında ‘’karalamak’’ yerine ‘’hakkında bama güme klavyeye girişmek’’ demek daha doğru olabilir.

Velhasıl kelam, bu hayatta mutlak iyi ya da katıksız kötü insanlar yok, herkes sizin dahil olduğunuz senaryodaki rolüne göre sizin için, ve başkalarının filmlerinde de başkaları için, olabildiği kadar iyi ya da kötü. Tarih bilimi emekçilerinin değişmeyen bir kuralı vardır. Tarihi bir olay gerçekleştiği zamanın ve coğrafyanın mevcut şartları ışığında değerlendirilmelidir. Ben insan bilincini de aynı tarih ve zaman gibi geçmişten gelip geleceğe uzanan doğrusal bir çizgi olarak düşünüyorum. Şimdi burada paralel evren kavgası yapmayalım, hadiseyi basitleştirmeye çalışıyorum ! Her insanın hayattan ne anladığını farklı zamanlardaki durumuna göre söz konusu doğru üzerinde işaretlerseniz ve bunu tüm insanlar için yaparsanız ve sonra bu doğruyu bir sopa misali elinize alıp herhangi birine doğrultursanız doğal olarak söz konusu şahsa herkesin, ve hatta aynı kişinin farklı zamanlardaki benliklerinin bile, başka noktalardan baktığını görürsünüz .

Sonuç olarak yarım saattir geveleyip de çıkaramadığım; hayat karşınıza merakınızı uyandıran birini çıkardığı zaman, doğru üzerindeki güncel noktası sizinkine yakın olan kişilerin söz konusu şahıs hakkındaki yargılarını direkt göz önüne değil de, cebinize alıp öyle bakmaya çalışın. Son yargınızı tamamen kendi noktanıza göre verin. Şunu da lütfen unutmayın, zamanı geldiğinde siz dahil herkes, sadece ikinci değil, tamamen yeni bir şansı hak eder.

Kategori:Biz Hayata Kaptırmışken...

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir